Ana Sayfa iSLAM ve KUR'AN-I KERİM GÖK KAPILARI NE VAKIT AÇILIR?

GÖK KAPILARI NE VAKIT AÇILIR?

15
0
GÖK KAPILARI NE VAKIT AÇILIR?
GÖK KAPILARI NE VAKIT AÇILIR?

Gök hayır ve şerrin mekânıdır. Vahiy oradan gelmiş, azap oradan inmiştir; bu mânâda bir tefekkür vesilesidir.

Yağmur yağıyor. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ridasını sıyırıyorlar ve damlaların kutsal omuzlarına temasına müsaade ediyorlar. “Neden” diye sorulduğunda verdikleri cevap derin ve sarsıcıdır: “Onların ahdi benimkinden tazedir.” (Müslim, İstiskâ 13)

Rabbimize aleyhinde bir ahdimiz var. Yağmur tanelerinin de bir ahdi var. Henüz kopup geldikleri için o tanelerin ahdi bizimkinden yenidir. Yenilik tazeliktir. Belli Ki o ki taze kalmak için taze ile buluşmak gerekir. Bir tazelenme derdi olmayanın randevulaşma derdi de olmaz. Daima taze kalmak, hiç pörsümemek derdini çekenler doğrusu heyecanı ve diriliği saklamak isteyenlerdir.

Tazeliğin ve bereketin kaynağı göklerdir. Orası bir eğlence meydanıdır ki görene, bilene ve tadana manevi sofralar kurulur. Hz. Mevlânâ’nın ifadesiyle bu sofralarda bedensiz canlar yiyip içerler. Taze kalmak, dinçliğin, gençliğin ve erliğin kemaline ermek isteyenler gök sofralarında buluşurlar. Göklerle irtibat gönlün pörsümemesinin yegâne çaresidir. Gökler önemlidir, zira “orada size taahhüt edilen şeyler ve rızkınız vardır.” (Zariyat, 22) Taahhüt edilen, müjdeleneni de korkutma edileni de içerir. Rızık ise keza fiziki bununla birlikte manevidir.

HAYIR VE ŞERRİN MEKANI

Gök hayır ve şerrin mekânıdır. Vahiy oradan gelmiş, cefa oradan inmiştir; bu mânâda bir tefekkür vesilesidir. Rabbimiz onu üzerimize sağlam bir kubbe yapmıştır. Bu kubbe burçlarla doludur, üstüne yemin edilmiştir, sadece adaletle ayakta durur. Bir ahenkle yükseltilmiş ve dengelenmiş kılınmıştır. Secde eden yıldızları, Rabbini hamd ile tesbih eden şimşekleri vardır. Yıldızları güvencesidir; onlar gitti mi kendisi de gidecektir. Birbirleriyle haberleşen ehli ve sakinleri ile tıka basa doludur. O Kadar oysa orada dört parmaklık bile anlamsız yer yoktur. Alnını secde için koymuş melekler her tarafını kaplamıştır. Onlar burada Rablerini zikrederler. Müminler için de “Rabbimiz senin ilim ve rahmetin her şeyi kuşatmıştır, tövbe edip senin yolunda gidenlere mağfiret et, bağışla, onları cehennem azâbından koru” (Mümin, 7) diye af ve bağış dilerler.

Gökler bir tefekkür, bolluk ve tazelenme kaynağı olarak Allah Rasûlü’nün -sallallahu aleyhi ve sellem- hayatında dikkat çekici bir yere sahiptir. Bir yaşam tarzı olarak sünnet göklerle irtibatın en ibretli derslerini muhtevidir. O en güzel insan çoğu kez göğü temaşa eder, bu muhteşem yapının yaratılışı, deveranı ve içindekileri tefekkür ederlerdi. Gök karardığı ya da bulutlandığında gözlerini üzüntü ile yukarıya çevirirler, oradan gelebilecek bir azabın endişesi ile Allah’a sığınırlardı. Gök gürlediğinde “Allah’ım bizi gazabınla öldürme, azabınla da helâk etme, bundan önce bize sağlık durumu ver” diye dua ederlerdi.

Gökler Kur’lahza’ımızda önemli bir delil ve ibret manzarası olarak takdim edilir. Göklere ait böylece fazla vasfın yanına dört farklı yerde gök kapılarından bahsedilir. Bu ayetler içinde bir adam başına gök kapılarının kendilerine asla açılmayacağı kişileri söz konusu eder:Ayetlerimizi yalan sayanlara ve onları kabule tenezzül etmeyenlere gök kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçmedikçe, onlar da cennete giremeyeceklerdir. İşte biz, suçlu kâfirleri böyle cezalandırırız.” (A’raf, 40)

Müfessirler gök kapılarının açılmamasını, bu insanların hiçbir amel ve duasının kabul edilmemesi kadar onlara göklerden hiçbir hayır ve bereketin inmemesi olarak da yorumlamışlardır. Gök kapıları bu mânâda çift çevrili işlemektedir; hayır ve bereket kendilerinden inmekte, kulların dua ve taat kabulleri de yine buralardan yapılmaktadır.

Ayetin bize söylediği bir diğer gerçeklik kendilerine gök kapıları açılanların varlığıdır. Bu bahtiyarlar, Kur’an’ın hükümlerine kadar yaşamış ve her ne indirilmişse “amenna ve saddakna” diye baş ve gönül üstü edenlerdir. Onlardan olmanın yolu göklerden kesilmiş en büyük rahmet olan Kur’an ile buluşmaktan geçer. Tevazu ve tefekkürle Kur’an’a yapışana gök kapıları doğrudan açılır. İlahi feyiz ve bereket o kişinin kalbini sarıp sarmalar ve onu başka hiçbir şeye fakir olmayacak bir seviyeye terfi ettirir. Şu hadise bunu ne hoş ifade eder:

Hz. Ömer radıyallahu anh’ın kapısına aralıklı bir acayip vardı. Bu şahıs bir keresinde nereden geldiğini bilmediği bir sesin kendisine şöyle hitap ettiğini işitti: “Ne diye Ömer’e geliyorsun? Allah’a güvenmiyor musun? Git, Kur’lahza öğrenmeye bak. O seni yoksul olmaktan kurtarır.” O garip o günden daha sonra Hz. Ömer’in kapısına gitmez oldu. Kur’an okumaya, onun ulu emirlerini başvuru etmeye başladı. Kısa bir müddet daha sonra somut ve manevi rahatlığa erdi. giderken Hz. Ömer adamı merak etmişti. Onu arayıp buldu ve niçin eskisi gibi gelmediğini sordu.

Adam dedi oysa: “Ey Müminlerin Emiri, ben Rabbimin kitabını okudum, orada bir şey buldum ve o beni başkasına yoksul olmaktan kurtardı.” Hz. Ömer adama Kur’lahza’da ne bulduğunu sordu. Adam şu ayeti okudu: “Rızkınız ve size taahhüt olunan şeyler göklerdedir.” Sonra şunu ek etti: “Bu ayeti görür görmez kendi kendime dedim fakat; benim rızkım göklerdeymiş ama ben onu yerlerde aramışım. Ve yine benim istediklerim Allah’ın katındaymış, ben onu başkalarının kapısında talep etmişim.” Kendisini gayet hislendiren bu sözler üzerine Hz. Ömer adamı takdir etti ve bundan sonra onunla görüşmeye kişisel olarak kendisi gider oldu.

Kur’lahza’ımızın bahsettiği gök kapılarını Habibimiz Efendimiz de ayrı vesilelerle zikretmişlerdir. O’nun, öğle namazının farzından önceki dört rekât namazı hiç ihmalkârlık etmediklerini, zira bu vakti, gök kapılarının açıldığı bir zaman olarak nitelediğini biliyoruz. Böyle bir zamanda Allah’ın huzuruna iyi amellerinin çıkmasını istedikleri için bu birincil sünneti belirlenmiş eda etme gayretinde olmuşlardı. “Her mümin için gökte iki kapı vardır” buyurarak, bu kapıların birinden rızık indiğini, diğerinden de güzel amelin çıkıp yükseldiğini ve mümin ölüm ettiğinde bu kapıların ağlama tuttuğunu tekrar Peygamber Efendimiz haber vermişlerdir.

GÖK KAPILARI BEŞ ŞEKİLDE AÇILIR

Gök kapılarının diğer hangi vesilelerle açılacağını da tekrar O’nun bir hadislerinden öğreniyoruz. İbni Ömer’in rivayet ettiği ve Cami’üs-Sağir‘de geçen bu hadis bize bunun beş şekilde olabileceğini söylüyor:

Gök kapıları Kur’an okunduğunda açılır. Kur’an bizatihi rahmettir. Göklerden gelen rızkın yerdeki kaynağıdır. Kur’an bir gök sofrasıdır; önüne oturanı aracısız göklerle buluşturur ve oradan beslemeye başlar. Mücahitler düşman ordusu ile karşılaştığında da gök kapıları açılır. Düşmana karşısında çıkan, Allah ve Rasûlü’nün taahhüt ettiğini kıyamıyla yaşayandır. O, ahirette ayan demeç ortaya çıkacak hakikatlerin dünyada şahitliğini yapmaktadır. Bu tanıklık, olur ya şehitlik ile taçlanacak bir aşkınlık ve fedakârlık anlamına kazanç. Rahmeti celbedecek ve edilen duaları geri çevirmeyecek bu duruş gök kapılarının açılmasına vesiledir. Gök kapıları yağmur yağdığında da açılır. Yağmur; rahmet, bereket ve tazeliğin simgesidir. Ayetin ifadesiyle “tertemiz” bu suyun her damlasını bir rivayete kadar iki melek taşır. Yağmur gök ile yer arasındaki irtibatın sırlı şifresidir. Sabit bir vakti yoktur; o yüzden dua, yakarış ve ellerin göğe açılması ile neticelenecek yöneliş ile yağmur aralarında nazlı bir münasebet vardır. Biri diğerini çağırır, diğeri onu geri çevirmez. Mazlum dua ettiğinde de gök kapıları açılır. O lahza arşın titrediği bir andır. Rasûlullah Efendimiz Hz. Enes’i Yemen’e gönderdiklerinde “Mazlumun bedduasını almaktan kork. Bundan Dolayı Allah’la bu beddua arasında perde mevcut değildir” uyarısını yapmışlardı. Mazlumun âhı ile Allah’ın hükmü aralarında bütün engeller kaldırılmıştır. Bu mazlum facir ve fâsık olsa da böyledir. Ezan okunduğunda da gök kapıları açılır. O Yargı sedasının göklere doğru dalga dalga yükselmesi ile her yerde bir hareket başlar. Ezan, Müslümanlığın nişanesi ve Müslümanların varlığının göstergesidir. İslam serapa rahmettir; bu rahmet, ezan ile âleme saçılır. Rasûlullah Efendimiz sadece ezan okunurken değil ezan ile kâmet arasında ve yeniden kâmet getirilirken de gök kapılarının açılacağını ve o anda yapılan duaların kabul edileceğini haber vermişlerdir.

Gök kapılarının ne zaman ve hangi hallerde açılacağına dair haberler gerçekten bize açık bir hakikati anlatmaktadır: Kul ne zaman “Rabbim” diye gönlü ile Hâlıkına yönelse o anda gökler hareketlenmekte ve kapılar ardına kadar açılmaktadır. “Aç kapılarını Ya Rabbi, aç kapılarını” diye dua eden birisine Rabia’tül Adeviyye’nin “Behey baş döndürücü, o kapılar ne vakit kapandı oysa?” deyişi bu anlamda ibrettir; göklerin kapısı tefekkür ve alçakgönüllü ile yönelenlere zaten hep açıktır ve güneş batıdan doğuncaya değin da açık kalacaktır.

Rabbimiz bizi ölümsüz selamet yurduna davet ediyor. Oraya liyakat gök sofralarından gıdalanmaya bağlıdır. Rızkımız göklerdedir. Gök kapılarının açıldığı zamanlar mânevî sofraların kurulduğu ve rızıkların saçıldığı kutlu demlerdir. O sofralara Kur’an ayetlerini tefekkür eden, göğe ve dengesine bakıp “Bunları gereksizce yaratmadın Ya Rabbi” diyerek tevazu ile gönlünü mamur edenler otururlar. Sadece yerden beslenen yere ait olur. Er olanlar gökten de beslenmesini bilenlerdir.

Kaynak: M. Lütfi Arslan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 399

Not: Diğer sayılar ve yazılar altinoluk.com.tr’da…

MANEVİ KAPILARI AÇAN NİMET

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

ALTINOLUK DERGİSİNİN MAYIS 2019 SAYISI ÇIKTIALTINOLUK DERGİSİNİN MAYIS 2019 SAYISI ÇIKTIGÖNLÜ DERGÂH HALİNE GETİRMEK NE İLE OLUR?GÖNLÜ DERGÂH HALİNE GETİRMEK NE İLE OLUR?İLÂHİ AF İÇİN GEREKEN ŞARTLARİLÂHİ AFFETME İÇİN GEREKEN ŞARTLARALTINOLUK DERGİSİNİN NİSAN 2019 SAYISI ÇIKTIALTINOLUK DERGİSİNİN NİSAN 2019 SAYISI ÇIKTIÜMMÜ EYMEN (RA) KİMDİR?ÜMMÜ EYMEN (RA) KİMDİR?PEYGAMBER EFENDİMİZ’E EN ÇOK BENZEYEN SAHABİPEYGAMBER EFENDİMİZ’E EN ÇOK BENZEŞEN SAHABİHANGİ İNSAN?HANGİ İNSAN?

Bir Cevap Yazın