Ana Sayfa Nedir-Kimdir? ARAP BAHARI 2.0 NEDİR?

ARAP BAHARI 2.0 NEDİR?

4
0
ARAP BAHARI 2.0 NEDİR?
ARAP BAHARI 2.0 NEDİR?

Arap Baharı 2.0 nedir? Arap Baharı 2.0 iyimserleri mi kötümserleri mi haklı çıkartacak?

Tunus’ta bir seyyar satıcının kendisini yakmasıyla tetiklenen, kısa sürede bütüncül rejimlere aleyhinde isyana dönüşen ve namına Arap Baharı denilen sürecin üzerinden 9 sene geçti. Bu sürecin fırtınalı günlerinde, Zeynel Ali Abidin, Hüsnü Mübarek, Muammer Kaddafi ve Ali Abdullah Salih gibi zamanın kudretli liderleri alaşağı oldu. Ama despotik liderlerin gitmesi halkların özgürleşmesine yetmedi. Devrimleri başarılı olmuştu lakin gerisini getiremediler-getirtmediler. Bundan Dolayı devrimleri, bugün “şer ekseni” diye de anılan bloğun ve onlara takviye veren Batılı ağa babaları tarafından çalınmış, kurdukları bahar gerçek dışı kelimenin tam anlamıyla zemheri kışa döndürülmüştü.

Bugün Mısır, Libya, Suriye, Yemen halkları Arap Baharı öncesi günlerini mumla arayacak durumdalar; ya çok daha büyük zulümlere maruz kalıyorlar ya da eskisinden daha despotik rejimlerin baskısı aşağı yaşıyorlar. Yeni bir bahar hayali kuramayacak kadar da ümidini yitirme içerisindeler.

Arap Baharı’nın fırtınalı günlerini daha sakin geçiren Cezayir ve Sudan halkları ise 9 yıl gecikmeli de olsa kendi diktatörlerine ama şu anda, “bundan böyle yeter” deme cesaretini göstererek sokaklara indiler. Arap Baharı’nın birinci versiyonundan önemli dersler çıkartarak, diğer halkların düştükleri hatalara da düşmediler. Barışsever direnişleri sonunda onlar da liderlerinden kurtuldular lakin bu kurtuluş o fazla özledikleri özgürlüğü getirecek mi? Cezayir ve Sudan halklarının kurdukları bahar hayali yahut onlar için de mi kâbusa dönüşecek?

ARAP BAHARI 2.0 İYİMSERLERİ Mİ KÖTÜMSERLERİ Mİ HAKLI ÇIKARTACAK?

Ortadoğu siyasi analizlerinde Cezayir ve Sudan’da yaşananları Arap Baharı’nın ikinci dalgası olarak yorumlayanlar oldukça pozitif. Hatta bu dalganın başarıya ulaşmasından umutlu olanlar yeniden azımsanmayacak oranda.

“Diktatörler kaygılanmalı,  Sudan ve Cezayir’de yaşananlar, yeni bir dostane rejim değişikliği dalgasının parçasıdır” diyor Independent yazarı Borzou Daragahi.

Ortadoğu medyasında gazeteci Borzou’nun bu görüşüne katılan çoğu inceleme var. Söz konusu analizlerde Cezayir ve Sudan halklarının daha önceki insanlar devrimlerinde yapılan hatalardan dersler çıkardıklarını ve durumun bu sefer farklı olduğunun altı çiziliyor.

Arap Baharı’nın ikinci dalgasının başarıya ulaşacağı yönündeki umutlar çokça dillendirilse de en az umutlar kadar risklerin de altı çiziliyor. Bunun bir Arap Baharı 2.0 olmadığını söyleyenler Sudan ve Cezayir halk devrimlerinin yine darbeciler ve onlara destek veren yöresel ve küresel güçler kadar çalınacağı kaygısına sinyâl ediyorlar.

Bundan sonraki süreç, Arap Baharı 2.0 iyimserlerini mi haklı çıkartacak yoksa kötümserleri mi? Ortadoğu uzmanı Patrick Cockburn’a tarafından iyimserlerin 9 yıl önce yaptığı gibi, bu sefer de kötümserler yanılıyor olabilir.

Uzman gazeteci, devrimcilerin geçmişteki yenilgilerinden ders çıkardığını söylüyor ve “2011’de Kahire’de yapılan “ordu insanlar el ele” tezahüratları bugün Hartum’da değil” diyor. Üstelik, “Arap dünyasındaki orduların nüfusun geri kalanı üzerinden geçinen parazit varlıklar ve şişmiş kurtçuklar olduğunun herkesin ayrım ettiğinin” altını çiziyor.

ÖMER EL-BEŞİR NEDEN GİTTİ?

Sudan’da 1989’daki anemik darbe ile iktidara gelen devlet başkanı Ömer el-Beşir yeniden bir darbe ile devrildi. Sayısız dış ve iç krizi atlatıp 30 yıldır Sudan devlet başkanlığı koltuğunda oturan Ömer el-Beşir’i devrilmeye götüren süreç ekmek fiyatlarını üç katına çıkartmasıyla başladı. Gerisinde da protestolar halkın patlayan öfkesine dönüştü, günlerce süren protestoların peşinde da askerin müdahalesiyle Ömer el-Beşir dönemi sonlandı.

Sudan’da hesaplı gerekçelerle başlayan isyanın nedenleri sadece ekonomik yok. Birçok Arap rejimi için dillendirilen eleştirilen Ömer el-Beşir yönetimi için de dillendiriliyordu. Anti demokratik uygulamalar, adaletsizlik, kanunsuzluk suçlamaları Beşir yönetimine karşın dillendirilen eleştirilerin başında geliyordu.  Özellikle petrol zengini Güney Sudan’ın ayrılması ve Darfur merkezli iç savaş sebebiyle Sudan, keza hesaplı keza siyasal anlamda türbülansa girmekten bir türlü kendini kurtaramadı. Ömer el-Beşir, yönetimini kurtarmak için siyasi anlamda bazı radikal geri adımlar attı.

Örneğin ABD ile ilişkileri düzeltmek adına İran cenahından, İran karşıtı Suudi Arabistan bloğuna taşındı. Suudi Arabistan ve BAE’nin Yemen’deki savaşına takviye verdi.

Ömer el-Beşir, İran karşıtı blokun saflarına geçince ABD ile ilişkilerini yumuşatma imkânı buldu. Bununla da yetinmedi, Körfez ülkelerinin İsrail ile ilişkileri normalleştirmek için yarıştığı bir dönemde İsrail’e ılımlı mesajlar yolladı. İsrail’in Güney Sudan hava sahasını faydalanma talebine müsade verdi. Bu radikal savruluşlar el-Beşir’in İsrail’le olan ilişkilerinde sergilediği aykırı tavrın bir delili olarak görüldü.

Ömer el-Beşir, Savakin adasını Türkiye’ye devir etmesine yönelik Mısır’dan yükselen tepkilerin ardından soluğu darbeci Sisi’nin yanında aldı. Tekrar eli kanlı Esed’i ziyaret eden birincil Arap lider oldu. Görüşmede Esed’e “Suriye’nin Arap dünyasındaki yerini ve eski gücünü kazanana değin Sudan elinden gelen tüm gayreti gösterecektir” vaadinde bulundu.

Bütün bu siyasi savruluşların el-Beşir’in sarsılmaya başlayan yönetimini kurtarmaya yönelik uluslararası takviye arayışlarıydı fakat tutmadı. Ekmek fiyatlarını üç katına çıkarması daha belirleyici oldu!

neticede toplumunun hemen her kesiminden insanların sokaklara inmesinden hareketle Sudan’da yaşananları genel anlamda bir halk müziği devrimi olarak tarif etmek muhtemel. Lakin bu devrimi askerlere hatta yöresel -oysa bunların başında “Şer Ekseni” geliyor- ve küresel güçlere çaldırma riski ile karşısında karşıyalar.

Sudan askeri konseyi şimdilik “iki sene daha sonra yönetimi sivillere devredeceğiz” diyor. S. Arabistan, BAE, Mısır hatta ABD’den askerlere yardım mesajları geliyor. Millet ise yönetimin hemencecik sivil geçiş hükümetine devredilmesini istiyor.

Askerler kimi dinleyecek, halkı mı “ekonomini kurtarırız fakat halkını dinleme” diyen “şer eksenini” mi? Her iki tercihin de keza Sudan hem de alan üzerinde etkileri olacağı belli. Bekleyip göreceğiz…

“İSRAİL, ŞİMDİYE DEK TRUMP GİBİ BİR ARKADAŞ GÖRMEDİ”

Bu sözler İsrail Başbakanı Binyalin Netenyahu’yu ait. ABD Başbakanı Donald Trump’ın işgal altındaki GolanTepeleri’ni İsrail’i ilhakına hükmeden kararnameyi imza töreninde dillendirmişti bu sözleri. Gerçekten İsrail Başbakanı haklı, Siyonistlerin Filistin topraklarına çöreklendiği tarihten bu yandan İsrail’in emrine bu dek amade bir ABD yönetimi gelmedi.

İsrail’de tarihinin en sağcı iktidarı ile Amerika’daki en İsrail yanlısı, Hristiyan Siyonist Evanjeliklerin dümende olduğu bir Amerika yönetimi var. Her iki yönetim de siyasi, dini, stratejik kasıt birliği içerisinde hayallerdeki Talep-ı Mev’ud’a yani Büyük İsrail hedefine doğru el ele, kol kola yürüyorlar.

Önce, Kudüs’ü İsrail’in başkenti duyuru eden Trump sonra işgal altındaki Suriye’ye ait Golan Tepeleri’nin İsrail’in toprağı olduğuna hükmetti.

Netenyahu “Egemen bir Filistin devletinin varlığı egemen bir İsrail devleti için tehdittir. Kudüs’ü bölmeyeceğim, Yahudi mesken yerlerini de boşaltmayacağım” diyerek bundan sonraki adımını da şöyle açıkladı. “Batı Şeria’yı ilhak edeceğiz.”

Eğer İsrail, Batı Şeria’yı da ilhak ederse bu Filistin devletinin tabutuna son çivinin de çakılması anlamına kazanç. Peki, Netenyahu’nun işgal söylemindeki bu fütursuzluğunun sırrı ne? İşte o sır işgal devletinin başbakanının Arap dünyasının artık Filistin diye bir meselesi olmadığını bilmesinden kaynaklanıyor. Zira, Filistin meselesi çoğu Arap ülkesi rejimi için bundan böyle bütün bir bacak bağı olarak görülüyor. Birçok Arap rejimi işgal altındaki Filistin halkının başka yerlere gönderilmesi de dâhil bütün önerilere açıklar. Bahreyn Dışişleri Bakanı Halid bin Ahmed Al Halife, “Filistin, Arap dünyasının bir numaralı sorunu yok” deyip Filistin meseleyi kestirip atmıştı zaten.

HAFTER; ŞER EKSENİ’NİN KURŞUN ASKERİ

Muammer Kaddafi’nin 2011 yılında öldürülmesiyle sonuçlanan ayaklanmadan bu yandan siyasi karmaşanın yaşandığı Libya yeni bir iç savaşın eşiğinde, hatta tam da ortasında denebilir. Bir tarafta Libya’nın doğusunu yoklama aşağıda tutan, Arap Baharı karşıtı cephenin desteklediği eski general Halife Hafter, dahası BM ve uluslararası toplum kadar Libya’nın resmi hükümeti olarak kabul edilen Trablus merkezli Fayiz Serrac hükümeti. General Hafter, hamileri Suudi Arabistan, Mısır ve BAE’nin izniyle Trablus hükümetine karşı topyekûn savaş başlattı. Ülkeyi topyekûn bir iç savaşın için soktu.

Halife Hafter, ayrıca Ortadoğu aynı zamanda Batı’daki İslami hareketlere aleyhinde duran laik ve liberal kesimler göre destekleniyor. Bilhassa Arap Baharı Karşıtı blok göre Libya’nın Sisi’si yapılmaya çalışıldığı açıkça. Bu anlamda bu darbeciyi ABD ve Fransa da destekliyor.

Libya’da olup biteni ve eski general Hafter’in hangi amaçlar doğrultusunda kullanıldığını Tunus eski Cumhurbaşkanı Munsıf Merzuki’nin  şu sözleriyle özetlemek muhtemel: ‘Bugün Libya’da gördüğümüz gelişme, Arap baharını diri diri gömme çabasının son teşebbüsüdür. Ülkesinin başkenti Trablus’a saldıran Halife Hafter, İsrail ve batıya hizmet için bütün imkânlarıyla Arap baharıyla mücadele eden BAE, Mısır ve Suudi Arabistan’ın temsil ettiği şer eksenin kiraladığı bir kurşun askerdir.’

“İRAN KORKUSU”NUN RANTI VE ARAP NATO’SU

İran, ABD-İsrail-Suudi Arabistan ve onun uydusu niteliğindeki kimi Arap rejimlerin hedefinde. Tahran yönetimine yönelik uzunca bir zamandır bir çevreleme operasyonu yürütülüyor. ABD başkanı iç politikada sıkıştıkça rahatlama için daha bir sardırıyor İran’a. İsrail’i ve ABD’deki Yahudi-Evanjelik lobinin desteğini elde etmek için son olarak İran’ın devlete ait ordusu, İran Köklü Değişiklik Muhafızları’nı terörist duyuru etti mesela.  İran Meclisi de ABD’nin Ortadoğu’daki tüm güçlerini “terörist” bildiri ederek mukabelede bulundu.

İran’a yönelik çevreleme operasyonunun bir öteki en önemli ayağı ise özellikle Körfez ülkeleri Mısır ve Ürdün’ün ordularının katılımıyla oluşturulacak Arap Natosu diye de tanımlanan Ortadoğu Stratejik İttifakı projesi.

Ortadoğu Stratejik İttifakı bir diğer adıyla Arap Natosu projesinin motivasyonu, yalnızca İran’ın Ortadoğu’daki nüfuzunu zarar vermek, alan ülkelerini ve İsrail’i İran tehdidinden korumak değil; bu proje bununla beraber Türkiye’nin bölgedeki gücünü kısıtlamayı da hedefliyor.

Nihai planda Sünni Araplarla, Şii İranlıları birbirine kırdırma amaçlı bu proje öyle de ABD ve İsrail’in istediği şekilde gitmiyor. Mısır, geçen ay “Ben İran’ı karşıma elde etmek istemiyorum, daha sonra 2020’de Trump’ın seçilip seçilmeyeceği muhakkak yok, o yüzden ‘Arap Nato’su işinde yokum” dedi. Mısır ordusu gibi Ortadoğu’nun önemli ordusunun bu projenin haricen kalması Arap Nato’su planına kayda değer oranda sekteye uğratacak bir gelişme.

Oysa, her şeye rağmen ABD ve İsrail, manâlı oranda kendisinin de neden olduğu İran’ın yayılmacı politikalarının ortaya çıkardığı Körfez ülkeleri üzerindeki İran korkusunu kullanmayı sürdürecek. Bundan Dolayı bu konjonktür yani İran’ın Şii yayılmacılığı korkusu Suudi Arabistan ve uydularının daha çok ABD ve İsrail’e yaslanmalarının önünü açıyor. Bu da ABD’ye amiyane ifadeyle yol ve su olarak geri dönüyor. Çoğu Körfez ülkesi, İran tehdidinden kendilerini gözetmek için ABD’den milyar dolarlık silahlar satın alıyor. Trump yönetimi bu sayede tabanca sanayisini ihya etmesinin ötesinde Körfez’in İran korkusunu İsrail açısından fantastik bir siyasi ranta da dönüştürüyor. İran ile İsrail’in yerlerini değiştiren Körfez ülkeleri İsrail ile ilişkilerini normalleştirme kuyruğuna girerken işgal devletinin Filistinlilerin haklarını gasp edişi karşısında üç maymunu oynamak zorunda kalıyor.

Kaynak: Dünya Gündemi, Altınoluk Dergisi, Sayı: 399

ORTADOĞU’YU NELER BEKLİYOR?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

“TERÖRE KARŞI İSLAM İTTİFAKI” KURULDU“TERÖRE KARŞI İSLAM İTTİFAKI” KURULDUHAYDUT DEVLET AMERİKAHAYDUT DEVLET AMERİKADEVRİMİN YEDİNCİ YILINDA YEMENDEVRİMİN YEDİNCİ YILINDA YEMENMİNİKLER YEMENLİ ARKADAŞLARINI UNUTMADILARMİNİKLER YEMENLİ ARKADAŞLARINI UNUTMADILARORTADOĞU’YU NELER BEKLİYOR?ORTADOĞU’YU NELER BEKLİYOR?SUUDİ ARABİSTAN-İRAN SAVAŞI KAPIDA MI?SUUDİ ARABİSTAN-İRAN SAVAŞI KAPIDA MI?SİLAH SESLERİ ALTINDA DERS GÖRÜYORLARTABANCA SESLERİ ALTINDA DERS GÖRÜYORLAR

Bir Cevap Yazın